DAMLA SARITAŞ

Damla Sarıtaş, Bozdoğan Hukuk Bürosu'nun idari ve operasyonel süreçlerinde görev almaktadır. Hukuki süreçlerin düzenli ve etkin şekilde ilerlemesini sağlamak amacıyla avukatlarla koordineli şekilde çalışmaktadır.

İstanbul, Türkiye

+90 212 220 27 38

+90 212 220 27 38

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Ekibimiz

Devamını oku...

Cemre Bozdoğan

Cemre Bozdoğan 2005 yılında İstanbul'da doğmuştur. Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisidir. 

Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İstanbul, Türkiye

+90 212 220 27 38

+90 212 220 27 38

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Ekibimiz

Devamını oku...

3. kişinin istihkak iddiası

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2020/808 K. 2021/5456 T. 24.6.2021

 Davacı alacaklı vekili, Çarşamba 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/153 D. İş sayılı ihtiyati haciz dosyasına istinaden Çarşamba İcra Müdürlüğünün 2016/4074 Esas sayılı dosyası ile borçlular aleyhine yürütülen takipte 11.10.2016 tarihinde tarladaki çeltik haczedilerek yediemine bırakıldığını, tarladaki çeltiğin davalı borçlulara ait olduğunu belirterek, davanın kabulüyle istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı borçlular vekili, davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını, dosya borçlularının davalı, alacaklının ise davacı olduğunu, iş bu davada istihkak  iddiasında bulunanın belli olmadığını, bu nedenle açılan davanın usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince 11.10.2016 tarihindeki hacizde haczin yapıldığı taşınmazın malikinin kim olduğu netleştirilmeden sadece köy muhtarının beyanı üzerine haciz yapıldığı ve adresin kime ait olduğu, istihkak iddiasında bulunan kişinin açık olarak kim olduğunun belirlenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme ilişkin olarak davacı alacaklı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, Mahkemece verilen karara karşı süre tutum dilekçesi ile istinaf talebinde bulunulduğu, gerekçeli temyiz dilekçesinin yasal süresinden sonra sunulduğu gerekçesiyle kamu düzenine aykırılık yönünden dosyanın incelenerek, başvurunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, alacaklının İİK 99. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.

1. İcra Mahkemesince verilen 02.05.2018 tarihli karara karşı davacı vekili HMK'nin 342/3. maddesine uygun olacak şekilde istinaf dilekçesi (süre tutum) verdiği halde gerekçeli kararın davacı alacaklı vekiline tebliğ edildiği 16.08.2018 tarihinden sonra istinaf gerekçelerini içeren gerekçeli istinaf dilekçesinin süresi geçtikten sonra 07.09.2018 tarihinde verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin de HMK'nin 342/3. maddesinde belirtildiği üzere, istinaf dilekçesini reddetmeden, HMK'nin 355. maddesi uyarınca kamu düzeni ile sınırlı inceleme yapmış olması usul ve yasaya uygundur.

2. İstihkak davalarının dinlenebilmesi için ön koşul, malın üçüncü kişi  elinde haczedilmesi üzerine  üçüncü kişi tarafından haczedilen mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı gibi sınırlı bir ayni hakka vs. dayanarak istihkak  iddiasında bulunulmasıdır. İstihkak iddiası tüzel kişilerde tüzel kişiyi temsile yetkili organlarca, gerçek kişilerde ise ya kendisi tarafından ya da bu kişiyi temsile yetkili kişilerce ileri sürülebilir. Tüzel kişiyi veya gerçek kişiyi temsil yetkisi olmayan kişinin  yaptığı iddia geçerli bir istihkak iddiası  sayılmaz. Geçerli istihkak  iddiasının varlığı hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir.

İstihkak iddiası doğrudan üçüncü kişi tarafından ileri sürülebileceği gibi, borçlu tarafından üçüncü kişi lehine de ileri sürülebilir.

Somut olayda, mahalle muhtarı tarafından borçluların kiralayarak kullandıklarını belirttiği tarlada çeltik haczi yapılmış, haciz sırasında borçlular ya da üçüncü kişi hazır bulunmamış, haciz tarihinden 1 gün sonra 12.06.2016 tarihinde muhafaza haczi için aynı adrese gidildiğinde çeltiklerin hasat edildiğinin anlaşılması üzerine tutulan tutanakta borçlunun oğlu olduğunu belirten Serdar Kurnaz mahcuzların kime ait olduğu konusunda çelişkili beyanlarda bulunmuş, istihkak iddiasında bulunmamıştır. Haciz sonrasında da dosyaya istihkak iddiasında bulunulmamış olmasına rağmen davacı alacaklı tarafından borçlular taraf gösterilmek suretiyle  istihkak  davası açılmıştır.

Dosyada mevcut ve geçerli herhangi bir istihkak iddiası olmaksızın davacı alacaklının İİK'nin 99. maddesi hükümlerine göre takip borçluları hasım gösterilerek  istihkak  davası açmakta hukuki yararı yoktur.

Geçerli bir istihkak iddiasının bulunup bulunmadığı resen gözetilmesi gereken kamu düzenine ilişkin bir husus olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince kamu düzenine aykırılık bulunmadığından istinaf talebinin esastan reddi doğru olmamıştır.

Bu durumda, İlk Derece Mahkemesi tarafından icra dosyasına üçüncü kişi tarafından veya üçüncü kişi  lehine yapılmış  istihkak iddiası  bulunmadığından 6100 Sayılı HMK'nin 114/ h ve 115/2 maddeleri uyarınca, davanın hukuki yarar bulunmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekirken, işin esası incelenip sonuca gidilmesi isabetsiz ise de, istem sonuçta reddedildiğinden sonucu itibariyle karar doğru olmuştur.

Açıklanan bu hususlar yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, HMK'nin 370/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmünün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, 6100 Sayılı HMK'nin 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ E. 2020/30272 K. 2020/14890 T. 9.12.2020

KARAR : I-) Sanığın kovuşturma aşamasında alınan 26/12/2012 tarihli savunmasında, yediemin olarak kendisine teslim edilen hacizli malların ikamet adresinde bulunduğunu beyan ettiği, mahkemenin sanığın savunmasının doğruluğunun araştırılması için Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazılan ve ekine de hacizli malların nelerden ibaret olduğu yazılı haciz tutanağının eklendiği müzekkere üzerine kolluk görevlilerince düzenlenen 29/12/2014 tarihli tutanakta, icra dosyasındaki haciz zabtında belirtilen menkul malların sanığın bildirdiği adreste bulunduğunun belirlendiğinin anlaşılması karşısında, salt adres değiştirmenin atılı suçun unsurlarını oluşturmadığı nazara alınarak hacizli malların aynen muhafaza edilmeye devam edilmesi nedeniyle yasal unsurları oluşmayan atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

II- Kabule göre de;

a-) 24/10/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 17/10/2019 tarih ve 7188 Sayılı Kanun'un 24. maddesiyle düzenlenen 5271 Sayılı CMK'nın 251. maddesindeki "Basit Yargılama Usulü"nün uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 Sayılı Kanun'un 31. maddesiyle 5271 Sayılı CMK'na eklenen geçici 5/1-d maddesiyle "01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz" şeklinde sınırlama getirilmiş ise de;

Hükümden sonra, 19/08/2020 tarihli ve 31218 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile yukarıda anılan geçici madde 5/1-d'de yer alan "kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresinin aynı bentte yer alan, "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38.maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararında, hükme bağlanmış dosyalarla ilgili iptale karar verilmemiş olsa da; hükme bağlanmış dosyalarla ilgili olarak kovuşturma evresinin kesinleşmeye kadar devam etmesi, ayrıca iptal kararının, CMK'nın 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olması nedeniyle, temyize konu ve CMK'nın 251/1. maddesi kapsamına giren, TCK'nın 289/1. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçu yönünden, aynı Kanun'un 7. ve CMK'nın 251. maddeleri uyarınca yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

b-) Dosya kapsamına göre, sanığa teslim edilen mahcuzlar ile ilgili olarak süresi içinde satış istenip istenmediğinin tespiti bakımından ilgili icra dosyasının aslı ya da onaylı sureti getirtilip yeniden incelenerek İİK'nın 106. maddesi gereğince hacizli taşınır malların satışının hacizden itibaren bir yıllık süre içerisinde istenip istenmediği dolayısıyla anılan Kanun'un 110. maddesi uyarınca mahcuzlar üzerindeki haczin kalkıp kalkmadığı araştırılıp sonucuna göre sanığın hukukî durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 09/12/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Anayasa Mahkemesi'nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı

ÖZET : Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma gelen sigortalıya yapılan yardımların davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalının, sigortalıya Kurumca yaşlılık aylığı bağlandığını iddia etmesi karşısında, Kurumdan sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanıp bağlanmadığı sorularak, yaşlılık aylığı bağlanmış ise, 506 Sayılı Kanun m.92 hükmü gözetilerek, iş kazası sonucu sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinde değişiklik bulunup bulunmadığı belirlenerek karar verilmesi gerekir.

DAVA : Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma gelen sigortalıya yapılan yardımların davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmüm dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Yasa'nın 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar ( Tavan ) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi'nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26. Maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasa'ya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, mahkemenin, dava tarihindeki mevzuat ve içtihat uygun olarak açılan davada, anılan iptal hükmü nedeniyle oluşan hukuksal durum gereğince değerlendirme yapmasında bir isabetsizlik yok ise de; davalının, sigortalıya Kurumca yaşlılık aylığı bağlandığını iddia etmesi karşısında, Kurumdan sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanıp bağlanmadığı sorularak, yaşlılık aylığı bağlanmış ise, anılan Yasanın 92. maddesinin “Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır.” hükmü gözetilerek, iş kazası sonucu sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinde, anılan maddenin uygulanması sonucu değişiklik bulunup bulunmadığı belirlenerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma sonucu, yazılı şekilde hüküm kuruması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalıya iadesine, 24.10.2011 gününde oy birliğiyle karar verildi.